23 Temmuz 2010 Cuma

The man who cried

Rusya'daki bir Yahudi köyünde yaşayan Oleg Yankovsky, 20'lerin sonunda Amerika'ya göç etmeye karar verir, fakat küçük kızını arkasında bırakmak zorunda kalır; planı, kızını Amerika'ya yerleştikten sonra yanına aldırmaktır. Yankovsky köyünü terk ettikten sonra Naziler köyü işgal eder, küçük kızı da akrabalarıyla İngiltere'ye kaçar. Bir İngiliz ailesi tarafından evlat edinilir, kendisine Suzie adı verilir, Suzie'nin sesi inanılmaz derecede güzeldir.Hayali Amerika'ya gidip babasını bulmaktır ve bunun için tek yol sesidir. Okulu bitirince Paris'e giden kızımız (ki Ricci canlandırmakta kendisini) orada bir gece kulübünde çalışmaya başlar, bu arada Cesar isimli bir çingeneye (Depp) karşı birşeyler hissetmeye başlar, bir de Lola isminde koca avcısı bir arkadaş edinir. Kendini hiçbir yere ait hissedemeyen Suzie ancak şarkı söylerken mutlu olmaktadır -babasından geçmiştir bu ona. Naziler Paris'e girince çingene kralını, aşkını bırakıp kaçmak zorunda kalır ve Amerika ya gidip babasını bulmaya çalışır... Müzik, sinematografi, sanat yönetimi ve oyunculukların büyük bölümü fevkalade...Ağlayan bir Johnny Depp (tek bir sahnede o da) için izlemenizi şiddetle tavsiye ederim..







Ve işte filme adını veren sahne. Süper bir Johnny Depp...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder